In life, unlike chess, the game continues after checkmate.

(Hayatta, satrancın aksine, oyun şah-mattan sonra da devam eder.)

10 Ağustos 2017 Perşembe

Elimizde Bir Adet Yol Var


Her şeyin, bütün bir varlık felsefesinin, yolculuk temi üzerine kurulduğunu okumuştum.
İncil de quo vadis..? de bir yolculuktu, Kuran da ki hicrette...

Hatta don kişot bile devamlı yol alıyordu. yerleşik değil, göçmendi.
Mevlana, belh de tutunamamıştı  konyaya göçmüştü.
Şems, tebriz, konya derken şam a göçmüştü.
seyyahtı bütün hassas ruhlar. çünkü yerleştiğin an ölüsün aslında.

Yerleştiğin an kütüphanendeki bütün şovalye romanlarını yakma ihtimalleri katlanıyor.

Yerleştiğin an kök salıp bağlanıyorsun
Yerleştiğin an kendine mezar taşı bakmaya taşa beyit aramaya başlıyorsun.

O sebeple herkes ana rahmi denen cennetten kovulduğu için ağlayarak doğar.
tıpkı bir illüzyona inanıp, bu dünyayı cennet belledikleri gibi.

Ve yine o sebeple ki bu dünyayı cennet sanmasın diye, kimseden bir şey beklemesin, rind olsun diye ebesi bir tokat savurur ki yolda salik olan için o tokat bir nimettir.

Ne de olsa bir handayız, kimse bizi tanımıyor, nezaketi muhafaza edip, eyvallah diyip, defolup gitsek kim ağlar arkamızdan bir ömür...?

Red kidler veda etmez zati. ama red kid olmaya niyetliysen hem fakir hem sefil olmayı da kabul etmen gerekli... gerisi safsata zaten hayat gibi...

10 Haziran 2017 Cumartesi

Farazi Konuşuyorum


         4 milyon yıldır seni severken, seninle kucaklaşmam için ortalama 70 yılım vardı..?

40 yılım kaldı. belki bir günüm. ya da bir saatim..? Şu koca galakside 6 milyar insan, 100 milyon tür hayvan, 40 milyon çeşitli bitki ve sayısız organizma arasından seni sevmeyi nasıl becerdim...?


6 milyar insan, 100 milyon tür hayvan, 40 milyon çeşitli bitki ve sayısız organizmalardan birinin dahi seni sevemeyeceği bir galakside neden seni sevdim...??

Neden seninle birlikteyken bulutları görebildim ...?? sokak kapımdan nasıl baharı getirdin evime....?? Dinlediğimiz şarkılar da izlediğimiz filmler de beni nasıl ayak parmaklarıma kadar mutlu edebildin....?? bunca plastik arasında tenimi bulabilmişken daha fazla isteyecek neyin olabilirdi...?

Düşmek için iki bacağım, tutunmak için iki kolum varken, neden her şeyimle sana teslim oldum..??

Bu hikaye bittiğinde neden düşene kadar aklımda sadece ellerime değen ellerin vardı..? aynı güneşin altında ısınıyorken, aynı bulutun altında ıslanıyorken, neden aynı dünyada buluşamıyorduk...?

Her şey tamamiyle benim suçumdu.? seninle konuşurken gökyüzüne bakmamalıydım.
neden.....?

                 Farazi Konuştum...


5 Haziran 2017 Pazartesi

Arabesk Günler


Emel Acar'ın İbrahim Tatlıses'in kliplerinde oynadığı zamanlardı. ülke adına biraz gri, arabesk adına bol janjanlı zamanlar. ibrahim tatlıses'in bir vecizeyi koca hayır tokatını suratına yedikten hemen sonra yarattığı zamanlardı;

"Sevmenin günah olduğunu bilseydim yemin ederim seni sevmezdim." sonra ibrahim tatlıses kimi sevdi kimi sevmedi çok bilmiyorum, olayı tepe noktasında bırakmak isteyip o günden sonra takip etmedim kendisini. ben sadece bu vecizeyi komik bulmayan insanların arasında büyüdüğümü hatırlıyorum. afilli söz. belki günah olduğunu bile bile daha çok sevse de olurmuş, ama yine de afilli söz. bu sözü kendince bir veda hutbesi olarak benimsemiş insanlar yetişti işte.


Aynı tatlıses livaneli gibi leylim ley de diyordu, hesabım var da diyordu, ama sanki en çok da bir kulunu çok sevdim deyip bir yandan günaha girmemek adına çabalıyordu. bir neslin sevgi anlayışı yolun ortasında g...t olmaktan kaçmak adına türlü çekingen denemelere meze olup gitmiş olabilir. suçlu değil ibo illa ki, azer'ler vardı, güllüler, abacılar, ersoylar, şensesler, ferdiler, gencebaylar, gürsesler ve niceleri. herkes bir şeyler dedi, herkesin dediği bu şeylerin tam ortasında bir nesil yetişti, fazlasıyla da büyüdü. şimdi dönüp bakıyorum, haddimdir deyip merkeze kendimi koyarak hesabımızı yapıyorum ve sanki bizim hala biraz hesabımız var günahlardan bağımlı veya bağımsız.


Bugün demet akalın'a ıyk çekmek bundan, ya da gülşen ne yapıyor ne ediyor diye merak etmemek. biraz genlerden, biraz arka fonumuzdan, biraz da genelde pek değişmeyen gündemimizden olsa gerek, kulağımızda hala yankılanan o şarkılar zamanında hayatlarımızı çoktan şekillendirdi gibi sanki.

Mehmet Ali Erbil'in sabah şekerlerini arayarak özlem yıldız'ı ağlattığı zamanlardı. istek şarkı olarak kızımız olacaktı'yı istedi ve galiba o an özlem yıldız'ın doğmamış kızı gözlerinden yaş oldu aktı. ondan sonra çok kişi çok kişiyi aradı. çok kişi istek şarkı istedi. çok kişi ağladı. çok kişinin de kızı olmuştur. ama betimleme itibariyle yakın tarihte kimse bunu bu kadar güzel anlatamadı ve çoğu gözyaşı o kadar saf, temiz değildi. kızları olmadı tabi. sonra ikisinin de oğlu oldu izlediğim gündemden öğrendiğim kadarıyla ve ikisi de hayatlarına kaldığı yerden devam etti yine gündemin gösterdiği kadarıyla. içerisi dışarıyla ne kadar uyuşuyor bilmiyorum ama, bir tek şarkıya anlam katan ünlü kişi sayısını şarkının güzelliğine oranlayınca şarkı tam olarak Zerrin Özer'in paşa gönlüm kıvamına geldi ve silinmez puntolarla tarihe kazındı. çelik yazdı, izel söyledi, m.ali erbil istedi, özlem yıldız istemedi. şu ne nerede ne yaptıkları çok kişinin de umrunda değil tahminimce, ama onların bir yol çizip o yolu işaret etmeleri umurlarındadır diye tahmin ediyorum.

Ahmet Kaya'nın sayılı kez televizyon ekranlarında görünebildiği zamanlardı. kral tv'de Ahmet Kaya izleyebildiğimiz zamanlardı. turuncu torosun teybine bir ahmet kaya kasedinin fazla geldiği zamanlardı. sonra...? çatal fırlattılar işte. çalatı çok hızlı fırlatmışlar galiba, bi' de çok güçlülermiş galiba, ülke dışına kadar fırlatmışlar çatalı. bugün hepsi tv ekranlarında; hiçbirinin yatacak yeri yok. bugün ahmet kaya toprak altında; onu ömrü boyunca gönlünde yatıracak olan çok.

Değişenler karşısında direniyorıuz, değişmek istemiyoruz, yeri geliyor nereden nereye diyoruz. e haliyle de yaşlanıyoruz

Neyse, "su başında durmuştuk. gözlerimizi yummuştuk. onu ondan değil de, onları hep elden sormuştuk.."

14 Mart 2017 Salı

Bencil/ilikler


      Kadın bencildi. kadın söndürdü sigarasını.  en güzel maskesini takındı kadın. kadın işte, bal gibi kadın. süt gibi kadın. zeytin gibi kadın. 

Kadın bir defter karıştırdı aklında. aradığını buldu. biraz düşündü düşünmesine; ama pek mühim değil. iki kere buzdolabının kapağını açıp kapattı. derin nefes aldı. sevdiği adamın resmine baktı. 

Kadın inat. kadın bir sigara daha yaktı. maskesini çıkardı. ı ıh, geri taktı. takılı kalmalıydı. şimdi hakiki bir rehber önündeki. numaraları çevirdi. 

+cevap vereceksin bana...!

-pardon, neyin cevabını....?

+beni sevdin, amenna. hâlâ seviyor musun, onun cevabını...!

-ne diyorsun sen allah aşkına...?

+yani şimdi karşına geçip elli takla atmalıyım....? en insancıl tavrımı takınıp, seni önce suçlu hissettirip "of bu kadını nasıl da elimden kaçırdım" kıvamına getirmemi mi bekliyorsun benden...? bunu da yapabilirim. çok güzel yaparım üstelik de. sadece senden öç almak için yapabilirim bunu. farkettirmeden işlerim sana beni hâlâ sevdiğini; ama istediğim bu değil. söyle şimdi beni seviyor musun....?

-dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum. 



Adam bal gibi, süt gibi, zeytin gibi anlıyordu; çünkü kadın bal gibi, süt gibi, zeytin gibi anlatıyordu olanı biteni. bencildi. sıkılmış ve bencildi. istendiğini, kendisi için hayıflanıldığını bilmek istiyordu. adam korkaktı ama. cesaret yoktu adamda. bir "sevdicek" cesaretine sahip değildi hiç, olamamıştı da. o yüzden tüm ipler kopana kadar durmuştu kadın. kadın bencildi hani. sevilme bencili. telefonda bir sigara daha yaktı. adam "içme şunu" dedi. kadın "sana ne" diye çıkıştı. 

Susuyorlar. ben dinledim ikisini de, susuyorlar onlar. adam korkak. karanlık korkağı. hep öyle yaptı. kadının hiçbir şeyi, kendisine sahiplenmesine izin vermedi. uzakta hep birçok anlamlı şeyler çıkardı cebinden. kadın bir türlü gerçek olanı bilemedi. "sevdim" değildi aradığı. vıcık vıcık bir bencillikle "seviyorum" du. 

Kadın onu severken adam bırakıp gitti diye sırf, şimdi kadın seviyorken başkasını. onun "seni seviyorum işte" demesini istedi. bencil ilikleri istedi bunu, bencil irisi, bencil al ve akyuvarları.

"se" diye başladığında adam, kadın telefonu kapattı. maskesini çıkardı. kültablasında yanarak bitmiş sigarasına baktı, dağınık aklının mimarisi odaya baktı. bir de buzdolabının üstündeki sevdiği adamın resmine baktı. 

Bu adamı seviyorduysa, hayatında böyle karışıklıklara yer yoktu. diğer adamın sevgisini bilmeye hele hele hiç. yok diğer adamı seviyorduysa kendince, adam korkağın tekiydi. ne bekliyordu ondan...? kelimelerinde bile korkak birinden ne bekleyebilirdi hayatın tam ortasında...? koca bir hiç. 

Kadın kadındı. kadın karıştı. kadın çözüldü. kadın işaret ile orta parmağındaki sarılığa yeni bir sigara yerleştirdi. ağzına gelen tadı beğenmedi, söndürdü. bencil ilikleri, bencil irisi, bencil al ve akyuvarları savaşı kaybettiler.

Sevmek, korkaklıkla, zaman aşımıyla, beceriksizlikle uzlaşmıyordu. sevmek "tut" kadar kısa ve keskindi muhteviyatındaki tüm yumuşaklığa rağmen. 

Bal kadın, süt kadın, zeytin kadın...karar verdi. artık bencil değildi.

3 Mart 2017 Cuma

Gamzenden Öpüyorum.


                                                                                          2 Mart 2017   02.15           

Susalım dedim sana, bunun bir önemi yok mu,,,,,,,,?

Susalım çünkü kafam bozuk, bi nedeni de yok. varsa da bilince çıkmadı henüz.
Susabilseydik konuşabilecektik mesela belki şimdi. O an için susmak çok kıymetliydi. şimdiyse zoraki bir sükûnet araya girdi. bazen beni anlayabilmeni hiçbir şeyi istemediğim kadar istiyorum…

Ne yaptığımı pek bilmiyorum bazı bazı günün muhtelif anlarında. öyle bir ana denk gelme istiyorum.
Sende de oluyordur mutlaka ya da çevre çeperimde, zaman zaman sebepsizce ve hiçbir şey demeden kendini balkondan aşağıya bırakmayı isteyen tek kişi olduğumu düşünmek istemiyorum.

Diyecek bir şeyim olmadığı için değil, tam tersine, hiçbir şey o anı bozmasın istiyorum. düşünmeye başladığımda hiçbir şey yapamıyorum. Ben düşündüğümde hep çok yüksek yerlerden düşüyorum belki de bu yüzden çok yüksek bir yerden düşüp artık düşünmek istemiyorum.

Aslında senle ilgili değil, daha çok benimle ilgili bu durum. bildiklerimi unutmuşum ve çok yavaş öğreniyorum. bu arada yoruluyorum, yoruyorum. neden bu kadar güvensiz olduğuma dair tek bir neden istesen kendinle ilgili, veremem biliyorum. Ne kadar ayıp…! gerçekten kötü bir insanım sanırım.

Şimdiden pişman oldum söylediğime… söylediğime pişman oldum….! başka şeyler düşünüp, bambaşka şeyler söylüyorum. beynime suç atmak gibi olmasın ama ağzımla arasında hep bir uyumsuzluk süregeliyor. engel olamıyorum. bunu yapmanın daha kolay yolları var onu da biliyorum ama sanırım bugün biraz melankoliğim. bu yazıyı bile sen bil diye değil, ben bileyim diye yazıyorum.

Yalnızlık başladı ya birkaç saat önce, o andan beri hiç durmadı kafamdaki borazanlar. Hatta itiraf edeyim ondan çok önce başlamıştı, galiba delirmemi o sesler kolaylaştırdı. Ama sen nereden bileceksin tabi borazanları,,,,,,,,,,,,,?


Ayrıca bilsen ne olacak senin de kendine ait çalgıların yok mu sanki kafanda,,,,,,,,,? Dünya benden ibaretmiş gibi benlik bir nedenle senlik bir durumu değiştirmeye çalışıyorum. ne kadar anlamsız,,,! kızdım kendime, öyle böyle değil hem de. bırak dağınık kalsın değil mi,,,,,,,,,? bırak bi zamanı gelsin. bi aceleci olma, bi dinle… anlamaya çalış. ya da büyütme. dediğim gibi başarısız bir öğrenciyim ben. borazanlar bir sussa, başımın ağrısı bir geçse bir de gözlüklerimi taksam da netleşse ortalık… çok geç.

İyiden doğan kötülük en kötüsü sanırım. bokunu çıkartacak kadar sevmek gibi mesela. hâlbuki daha az olsa kazanan taraf olursun. ama benim böyle bir kaygım yok. hissettiğim gibi olmak isterim ben. doğruya doğru her anım böyle değil, ama bazen bir şeylerin sahibi olduğum sanrısına kapılıyorum galiba. bizim gibi insanlar için acı verici bir durum bu. belki de kendim o kadar net değilim, belki de ben kötü fikirliyim ve herkesi kendim gibi görüyorum. belki de doğallığında gelişen, olması normal şeylere hiç olmaması gerekirmiş gibi bakıp ikiyüzlülük yapıyorum. hepsi biraz doğru. hepsi biraz yanlış. bol keseden konuşmak doğru değil. hele süslü cümlelerle yaptığına mazeret bulma çabası… yere döktüğün pisliğin üstünü bir bezle kapatmaya çalışmaya benziyor.

Haksız değilim çünkü kendimce geçerli nedenlerim var. haksızım çünkü bu nedenler geçerli ama yöntem yanlış. haksızsın çünkü umursamazsın. haklısın çünkü kendinsin. haklı haksız ararsak haksız oluruz çünkü mesele bu değil. sevdalık ne idüğü belirsiz bir yol gibi. eğimi yüksek tutarsan hep fazla enerji harcaman gerekir. daha hızlı yükselirsin ama daha çok durusun. kimi zaman vazgeçip iniverirsin o yokuşu. (yokuşlardan korkarım.) eğimi yok sayıp düz bir yol çizersen kendine, yorulana kadar daha uzun mesafe katedersin ama bir süre sonra hep aynı yolda yürüyor, hiç ilerleyemiyormuş gibi hissedersin. alışkanlıktan devam ettiğin yolunda, sonunda varacağın noktanın da senin için pek bir önemi kalmaz. diyelim ki inişli çıkışlı, zigzaglı bir yol seçtin kendine. bu sefer de zor olur. çetin bir insan olman gerekir. burnunun dibine gelene kadar varacağın yeri hiç göremeyebilirsin. çıkarken küfredip, inerken kendini boşa alabilirsin. sürekli sağa sola dönmekten yorulup umutsuzluğa kapılabilirsin. tüm bunların ötesinde asıl soru şu ki, varacağın yerde rahat edebilecek misin,,,,?

O yolu aynen geri dönmek de var. tam hedefe yaklaşmışken tali bir yola girmek de var. daha kötüsü söyle ayağını uzatıp iyice bi dinlenemeden tekrar yola koyulmak da var. var da var işte… bir de zevk için, sağlık için yapılan yürüyüşler var ki orada yolun kolay yürünür olmasından başka bir şeyin önemi yok sanırım. ama pek tavsiye etmem

En iyisi biz kendimize bir araba bulalım. atalım birkaç bir şey arkasına ve nereye gideceğimizi, hangi yoldan gideceğimizi hesaplamadan çıkalım yola. mutlu bir yol macerası olsun, ne kadar süreceği bilinmeyen. sıkılırsak sen inersin arabadan, bilmediğim bir yolda tek başıma kalmak istemem. gerçi araba kullanmayı da bilmiyorum ama… bir yolunu buluruz.

Bu yazıya başlarken nerede, şimdi neredeyim… önümüz yaz, havalar güzel. gel seninle yapabildiğimiz zaman güzel şeyler yapalım, yapamadığımız zamanlarıysa sorgulamayalım. ne kadar olursa o kadar işte. olmayan şeyleri dert etmek olabilecek olanların önünü kesebiliyor. bunu bütün hayatım boyunca bildim ancak uygulayamadım. bana yardım et, biz seninle bunu yapalım. bana yardım et çünkü ben bir anda saçma sapan şeyler düşünüp, saçma sapan şeyler yapabilecek bir insanım. kendimden korkuyorum. bana yardım et çünkü bu aralar yardımınla bir şeyleri değiştirebileceğime inanıyorum. daha önce bunun imkansız olduğunu düşünürdüm. kendimi rahat bırakmama yardım edersen seni de rahat bırakabilirim. 

İşte böyle. ne de uzun ve anlamsız bir yazı yazdım. ama bunu yazmasaydım hala kendi kendime oturmuş somurtuyor olacaktım. şimdi yüzümde bir gülücük var. etkisi sabaha kadar sürer herhalde. umarım bana yardımcı olursun.

Gamzenden öpüyorum.

17 Ocak 2017 Salı

Gözyaşlarımız Artık Metal Kaplı..


     Öyle ağladı ki şehir, Adam utandı..kimse bilmezdi ne denli doluydu, ne bu şehir....... ne bu adam......... ortalık sırılsıklam..... seni untumaya yeminli ağızlar yukarı bakıyor... bir damla yağmur yağsın diye.. umut fakirin ve hatta aptal aşığın ekmeği..  Yıl sonu ikramiyesi.. senin hayattaki dulluğun onun ömürlük bakirliği.. bakır bir süzgeç seni ondan ayıran.. buna elektroliz diyor bilenler...... bilmeyenler cık cık lıyor..canları sağolsun..

Gözyaşlarımız artık metal kaplı..öyle kolay kolay düşmüyor yere.. ağırlaştık..değerli birer metaliz artık..kapalıçarşı'da giderimiz var....sevinmelisin......gülmelisin......bence......



Ve günler günleri takip ederken, unutmaya mecbur olmak,  ve o daglarin arkadasindaki cumhuriyetler.. hic gitmedigim, kafiye olan gözyaşlarım.

Özleyerek kavusmak....?    hayır
içimizdeki şeytanlar....? onlarda ölmedi bu sefer
Ne kadar saldırsak da gelip bizi vurdu o zülfikarlar,
Ne moral kaldı ortada, ne de vitamin damarlarımızda.

Ve günler günleri takip etti. mecburiyetlerdi yapılması gereken. yaptım da.  kafiyelere de bakmıyorum.

Bitti mi sandın cidden gözyaşlarımızı....? bitmez..... demiştim.

Ve bi o kadar da gereksiz bilmen....ve kafiye artık.

"Senin Dulluğun Benim Kulluğum" '




30 Aralık 2016 Cuma

Christmas'in Mübarek Olsun


2017 sen mi büyüksün ben mi....?
10 9 8 7 6 5 4 3 2 1…

        Sağlık, mutluluk, huzur, bol kahkaha, bol para… Klasik yeni yıl mesajı… 

Benim mesajım mi....? sadece “Mutlu Yıllar...!” yazıp mesaj atacak biri değilim, bu yüzden yazıyı biraz daha açayım.

Şimdi 
Sağlık önemli evet, ama itiraf et o sağlığı başa bazen sırf koymuş olmak için koyuyorsun.... Aslında sağlıktan önce aklına bi kaç “Özel İsim” geliyor, bi kaç intikam cümlesi kuruyorsun. Söyle ya çekinme, biz de geçtik o yollardan. Geçiyoruz o yollardan. Herkes geçiyor aynı yollardan. Ama biraz farklı anlatacağım ben sağlığı, yeni yıla giriyoruz Aklına kanseri, trafik kazasını getirmeden dileyelim sağlığı.

Beyler; bu yıl bi şişe 18 yıllık Chivas’ı bi gecede içebilecek kadar iyi olsun karaciğeriniz. Boşver ya, senin ihtiyacın mı var protein tozuna… Aminoasit ne...! Geçme spor salonunun önünden bu yıl. Onlarsız iyi olsun vücudun bu yıl. Gillette senin yanında olsun, tıraştan sonra o yanma hissi hiç olmasın bu yıl. Rüzgâr hissi olsun. Kirli olabilir biraz sakalın, iyidir öyle

Kalbin otomatik vites gibi olsun, kalmasın yokuşta bu yıl. Ya düz vites de kalmaz tabi yokuşta sen kullanıyorsan :)

Yoldan geçen kızın pantolonuyla beyaz t-shirt ü arasında kalan yanık beli yine tebessüm ettirsin sana bu yıl. Ancak bir kez görünen yunusu bir tek senin görebileceğin kadar iyi görsün gözlerin bu yıl.

Kızlar; allık kullanmaya ihtiyaç olmayacak kadar pembe olsun yanaklarımız bu yıl. Kırılmasın o tırnaklar hiç, vitaminimiz eksilmesin hiç bu yıl. Bazen biz evde öylesine toplarız o saçı, mükemmel olur o saç, bi daha öyle toplayamayız o saçı… Hep o ev hali gibi mükemmel olsun o saçlar bu yıl.

Karnımızı içimize iyice çekebilmek için güçlü olsun ciğerlerimiz bu yıl. Bütün insanların kafalarından geçen adsız sansız melodileri ve şarkıların bütün gün hatırlanamayan ilk dizelerini hatırlayabilecek kadar güçlü olsun hafızalarımız. Sabah yüzümüzdeki yastık izinden başka kırışığımız olmasın bu yıl. Topuklu ayakkabı olmadan da güzel görünsün bacaklarımız bu yıl.

Sırada mutluluk, huzur, bol kahkaha var. Burada kız erkek ayrıma yapmıycam çünkü iki tarafında tanıdığı yok yukarılardan.

Yeni tanıştığın o hoş kızla/adamla aynı kitabı okumuş olma tesadüfün olsun bu yıl.....Tamam kitap okumuyorsan film de olur. O bi yerden tanıdık gelen güzel kız, gerçekten bi yerden tanıdık olsun, gelsin “merhaba” desin bu yıl. 

Erkekler hep pozitif kızları sevmesin arada üzgün olabileceğimizi anlasın bu yıl.. Sadece yılbaşı geceleri değil her geceleri Victoria’s Secret Fashion Show gibi olsun şu yurdum erkeklerinin...... Kızlar baş başa yemek yemek istemesinler bu yıl, derbi zamanlarını bilsinler, aramasınlar o saatlerde

Erkekler “Kimdi o kız..?” sorusuna “bir arkadaş” diye cevap vermesinler bu yıl, uzun uzun açıklasınlar…...Bkz. bir iki kere konuştuk, ama öyle ciddi bi şey değil, sonra geçen gün… Ondan sonra… Ayrıca şişko, zaten ben esmer sevmem bilirsin.” cümlesi olmasın bu yıl.......

Çocukluk fotoğraflarından bu yana değişmeyen gözlerini biri fark etsin, resimlerine bakınca bu yıl. Dün geceyi hatırlamadığın bi kaç sabahın olsun........, telefonunda bi kaç aranmaması gereken numara aranmış olsun bu yıl.

Kızların hepsi güzel yemek yapsın beyler hep “eline sağlık” desin bu yıl. Kızlar “O” kızdan daha güzel olsun, erkekler “O” çocuktan daha iyi olsun. “Niye onunla birlikte...?” sorusuna “Seni hak etmiyordu zaten” diye cevap veren bi arkadaşın olsun yanında bu yıl. Birlikte yaşlanan insanların müthiş sırlarını anla bu yıl.

Gelelim bol paraya…

İsteme bunu, gelirse gelir gelmezse gelmez. Yukarıdakiler yoksa sende, fark etmez cebinde 20 mi var 50 mi var.......Tamam :) peki olsun bol paran bu yıl.

Kızlar O vitrindeki 20 cm topukluları alabilsin el kadar çantaya dünyanın parasını verebilsin.

Beyler O arabaya binebilsin. İstanbul, Londra ya da New York’ta, O lüks Residence’da… Altlarında eşofman altı, buzdolabından portakal suyu alıp dolabın kapısını ayağıyla kapatıp, muhteşem şehir manzarasına bakabilsin, ev minimalist döşenmiş olsun gitmesi gereken bi davet olsun, helikopter hazır olsun bu yıl.

Bak şimdi bunlar hayal. Her şey senin istediğin gibi olmayacak yine bu yıl. Ama her şey senin istediğin gibi olsaydı isteyecek bir şeyin kalmazdı dimi, doğum gününde mum üflemenin bi anlamı olmazdı bu yıl. Yine doğum günün gelecek bu yıl unutma. Sen yaşından genç dur bu yıl, aşk olsun bu yıl, 1–0 olan her güzel şey 2–0 olsun bu yıl. Düşünme “Yeni yılını kutlasam mı acaba....?” diye. Kutla boşver, belki 2017 ile birlikte O da değişir

Yukarıdaki dileklerden bi kaçını yaz yolla. Bi kaçı da sana gelir belki bu yıl.

Ben yine yazıyım bu yıl, boğazını düğümleyen bi isim olmasın bu yıl.

27 Aralık 2016 Salı

21 Aralık Aşkına.....!!


         Saatler 23:45’i buldu. yine uykum yok.....!   Annem bunun bir hastalık olduğunu söylüyor

Oysa camdan bakıyorum, karşı sıradaki apartmanlardan birçoğunun ışıkları hala yanıyor. bütün mahalle mi hasta yani...?

Biraz önce Ozi'm aradı, uyuyamadığı için yürüyüşe çıkacağını söyledi. benim de nasıl olsa ayakta olacağımı tahmin ettiği için, birlikte yürüyelim diye düşünmüş. bu saatte yürüyüş yapmak için delirmiş olmak gerek dedim ona ama, o yine de yürüyüşe çıktı işte... hem de tek başına sanırım.





Işığı yanan her evde benim gibi birileri var....!   Eminim her evde de bunun bir hastalık olduğunu düşünen, erken yatan birileri de vardır


Oysa bence de televizyonun karşısında uyuklayıp, erkenden yatmak istemek bir hastalık. çabuk ölmeyi istemek gibi, yaşamı pek de zor birşeyler yapmadan geçirmek veya eğlenmeyi bilmemek gibi. hatta, kendine zaman ayırmayı ihmal etmek gibi. gecenin bu saatinin dinginliği, susturulmuş kent alanında insanın kendisiyle başbaşa kalması ne güzel...! kendi kendine konuşmalar, karşı camlardaki diğer uyumayan insanları merak etmeler, onlara öyküler uydurmalar, kendi öykünü sil baştan yazmalar...

İnsan böyle zamanlar yaratamıyorsa kendine veya yaratmıyorsa, gerçekten yaşamış sayılır mı....? En azından neden uyuyamadığını düşünüyor olmak, neden uyuduğunu düşünmeden uyuyor olmaktan daha sağlıklı değil mi...?

Annem insanın kafasına çok düşünce takıldığında, en iyisinin bir bardak ılık süt içmek olduğunu söyler hep. acaba süt içsem, uykumu kaçıran bu düşüncelerden uzaklaşır mıyım...?


Aslında uykumu kaçıran düşüncelerin bir listesini yapayım en iyisi. bunların başında sanırım işim geliyor. işimi iyi yaparım. orda bir sorun yok, hatta işyerimde de bir sorun yok. aslında bu konuda çok şanslıyım üstüne üstlük. bu ülkede pek de fazla insanın yaşamadığı bir iş güvencesi ile çalışıyorum. kolay bir iş bana göre. düzeni kuruyorum, bozuyorlar, ben yeniden kuruyorum. herkes işimin çok zor bir iş olduğunu düşünüyor. oysa bu iş tam bana göre. monotonluk beni hep sıkmıştır. bu işin en iyi tarafı da bu galiba. herşeyin her an değişebilir olması ve üstelik de gerçekten durmaksızın değişmesi, yeni bir şekil alması ve diğer herşeyin de bu yeniliğe göre yeniden düzenlemeye gereksinim duyması. hiçbirşeyin kalıcı olmaması... bu devinim mi kafamı kurcalayıp, beni uykusuz bırakan, neredeyse rüyada gezen bir zombiye çeviren.....? olabilir...


Hep düşünüyorum, yarın değişecek olan ne, değişene göre ben neleri yeniden kurgulamalıyım, yeni düzende eskilerden neleri saklamalıyım, bir sonraki değişiklikte eskilerden hangilerine gereksinim duyacağım...

Sonra, bir de şu aşk meselesi var. sanırım iş düşünüyor olmaktan daha zor bir iş aşkı düşünmek. o kadar kaygan ve uçucu bir yapısı olan bir duygu ile baş etmek, sürekli devinim içinde bir işi kurgulamaktan çok daha zor. aşkı bir türlü kurgulayamıyorum. o çok serseri bir sürü duygunun içiçe geçmiş, herşeyi olduğundan farklı kılan uydurma bir hayal yalnızca. bu kadar gerçeküstü bir duygu ile nasıl baş edilir..? ayrıca, aşkın azımsanmayacak bir monotonluğu da var...

Aşık falan da değilim üstelik. zaten mesele de bu belki de..... Ozi'm, aşkın insanın aklını başından uçurduğunu, yüreğini dörtnala koşturduğunu ve dünyada sevdiğin dışındaki herşeye karşı bir çeşit körlük yarattığını anlatmıştı.... Annem ise herkesi ve herşeyi seven, aslında kimseyi ve hiçbirşeyi gerçekten sevmiyordur der. bu doğru olabilir mi...?


Ben kendimi kaybedemiyorum. belki de sorun burada. kendim hep benden önde duruyor, herkesin ve herşeyin karşısına dikilip, alçakça bir duvar kuruyor. namussuz bir şey, evet... arkası görünmeyen, pürüzsüz olduğu için delmeye kıyılmaz, duvar olduğu için üzerinden atlanmaz. sağır, dilsiz, ayırıcı, kapatıcı, beni içine, insanları dışına hapsedici. işin kötüsü, ben bu duvarı seviyorum. herhangi birşeye aşık isem, bu duvara aşığım. uyuyamıyorum.


Annem, kişilerin diğer kişilere karşı kendilerini korumak için belirli bir mesafede durmaları gerektiğini söyler. onun mesafesi vardır, duvarı değil. o da bu mesafeye aşıktır aslında. insanlara dokunmaz, kendisine dokundurmaz. aşklarını bu mesafeden yaşar ve bu yüzden hep güvendedir. annem uyuyabilir. ben uyuyamam bu duvarın arkasında. her an, duvarın gerisinde olan biteni düşünürüm. duvarın bu yakasına geçmek isteyen deniz ve diğer insanları, onlara üzülürüm, kendime üzülürüm. karşılık veremediğim sevgilere karşı ördüğüm bu duvar uyutmuyor beni.


Bir ambulans sesi deliyor gecenin karanlığını, kentin boşalmış sokaklarında hızla ve kararlı bir şekilde uzaklaşıyor benden. birileri daha uyanmıştır bu sese belki, onlar da uyuyamayacak şimdi benim gibi. tesadüfen bu saatte ayakta olan insanlarla ortak bir şeyim olabilir mi......? uykusuzluk dışında ortak bir şey... benzer bir yan, yüreğimde hissettiğim ve beynime hapsettiğim çok önemsiz görünen ama sakladığım için yaşamımın en önemli şeyi haline gelen küçücük bir duygu... başkalarında da olduğunu bilmediğim için beni utandıran... tesadüfen uyuyamamış herkesin paylaştığı önemsiz bir duygu. isimlendirilmemiş olduğu için hepimizin tehlikeli olduğunu düşündüğü, başkalarına anlatmaya korktuğu,


Uykusuz komşularım da birer birer ışıklarını söndürmeye başladılar. kendimi çok mutlu hissediyorum. işte gerçekten yalnızım şimdi aşkın yerini ve onu kimin var ettiğini merak ediyorum. aşk ruhun alışkanlığı, kalbin niyeti diye yazar guido cavalcanti. belleğin bulunduğu kısımda yerini alır aşk, biçimini, saydamlığın ışıktan aldığı gibi, mars’tan gelen bir karanlıktan alarak, oraya yerleşir. aşk böyle kolayca biryerlere yerleşebiliyorsa, ben neden hiçbiryere yerleşemiyorum.......? yoksa fazla mı yerleşiğim tek biryere, kendi içime, bir duvarın gerisine...? yoksa bir kapısı olsa, bir duvar daha mı fazla işe yarar...? o kapının ağzında, öylece uykusuzluk mahmuru verebilir miyim birine kendimi severmişçesine......? hangi duvar ustası ördüyse bu ortaçağ kale duvarını çevreme, neden bir kapı koyuvermemiş en azından ben ordan çıkayım diye...?


Sorular... asıl bunlar uyutmaz adamı işte...! kendimize sorduğumuz ve yanıtlanmamış veya sormadığımız korkudan... birilerinin bizim adımıza yanıtladığı tüm sorular, bu sorulara verilen yanıtların üzerimize yapıştırdığı tüm bu etiketler, raflara dizili bir sürü kavram ve insan arasında bize biçilen ve yalnızca üzgün bir gülümseme ile kabul ettiğimiz bu yer, birileri bizi düşürüp kırmasın diye çevremize kendimizin ördüğü duvar, bu duvar yüzünden bir türlü etiketimizi değiştiremeyen sevgililer... inancımızı yitirmek, yaşamın kendisine önce, kendimize ve sevdiklerimize, hatta aşka... hiçbir zaman bir “rüya tabirleri” kitabı satın alma ihtiyacı duymamak, veya böylesi bir kitabı hiçkimsenin size armağan etmeyi düşünmemesi.

                  Uykusuzluk bu...!   Veee bu bir hastalık  :)

21 Aralık 2016 Çarşamba

Ve Hayat Şaşırtmaya Bayılırdı.........


Sezgileri tarafından neredeyse hiç yanıltılmamış birisi olarak söyleyebilirim ki ne vakit dünyanın aslında o kadarda kötü bir yer olmadığından yaşamın şahaneliğinden güzelliğinden vesaire bahsedecek olsam, içimde bir miktar "insanları kandırıyorum" duygusu belirir.

Hayatımın akışını değiştirdiğim gün insanın en mutlu anlarından biri olan doğum günümdü....
Artık bir Beyin Tümörüm vardi belkide aldığım en büyük armağanımdı......

O gün :;
Ne için yaşıyorum dedim amacım ne varmak istediğim şey ne...? Niye hergün aynı saatte uyanıp aynı yolları gidip, çalışıyor, yemek yiyor ve uyuyorum. Niye para kazanıyorum, eskiyeceğini ya da biteceğini bildiğim şeyleri neden alıyorum.....almak, sahip olmak niye artık beni mutlu etmiyor, neden sevinemiyorum, şaşırmıyorum, artık üzülmüyorum bile.

Ve anladım kii :;
Hayat hep bir daha bunu yapmayacam'larla geçecek.

Bir daha ki seferler hep aynı şeyleri yapacaksın. hep kaybedeceksin zamanı.

Hep geleceğini yazmaya çalışacaksın. hep kaygılanacaksın. ve tasarladığın gibi olmayacak işte.

Gerçekler hep az kalacak. geçmişlerde kaybolacaksın bu sefer. hep kaybedeceksin işte zamanı. büyüteceksin gözünde. bazen hayatı, bazen kendini. sonu hep küçüklüğüyle yüzleşilmiş bi yaşantı, küçüklüğüyle yüzleşmiş bir sen...

Anı yaşamak kaygısıyla maymun olacaksın bu sefer. kaygılanacaksın oldu mu diye. düşüneceksin hep, insansın hep kaybedeceksin işte zamanı.

Ölümü düşündükçe büyüyecek boşluğun, deliye döneceksin. adapte olanlara öfkeleneceksin. onları küçük göreceksin. onları küçük gördüğünü mütevazi bir dille anlatmanın yollarını arayacaksın. anlamayacaklar. bağırman gerekecek. anlamayacaklar. uğraşmayı bırakacaksın. eğlenmene bakacaksın. ama tatmin olmayacaksın.

Tanrı diyecekler sana, çizilmiş bir yaşam. olmaz diyeceksin. özgür ruhlusun ya hani. ama bilemeyeceksin işte elindekiyle ne yapacağını. maymun olacaksın. sakinleşmeye çalıştığın saniyeler davrandığın saniyelerin yarısından fazla olacak. fazla olacak kontrolün. ancak içinden geldiği gibi davransaydın kaç vitrin inmişti aşağı, kaç beyin dökülmüştü yere... sakin olacaksın. yoksa yalnız kalırdın...

Oysa kalmadın mı yine de....? her seferinde. ama dert edeceksin işte, insansın. hep kaybedeceksin zamanı.,

Kaybetmesem ne olurdu derken, yine kaybedeceksin. şaşkına döneceksin, maymuna döneceksin.

Tarihler sayacaklar. milletler övecekler. oradan değilsin, bileceksin. bir etiyopyalıyla aynısın, bileceksin. ait olamayacaksın işte bir yere. hep ayrıksı, hep öfkeli, sebepsiz, saçmasapan öfkelere...

Onlar hep anlayacaklar seni, sen hep yanlış anlaşıldığını düşüneceksin. hep eksik anlaşıldığını. daha fazla çaba sarf edeceksin. daha çok öfkeleneceksin. daha da tuhaflaşacak işler. oysa onlar hiçbir zaman anlamayacaklar ki seni...?

Sen kendini tamamıyla öğrenebildin mi....? ama kaygılanacaksın işte. hep kaybedeceksin zamanı. onlar hep yanlış anlayacak. ama onların hep "onlar" olduklarını görmeyeceksin. "onlar" işte...

Umursamamaya çalışacaksın. maymuna döneceksin.

Düşünmemeye çalışacaksın. maymuna döneceksin.....Ama vazgeçmeyeceksin. inatçısın ya hani, güçlüsün ya... zayıflığını gördükçe güçleneceksin...

Lafları uzatmak isteyeceksin ama sıkmamaya gayret edeceksin....Hep gayret edeceksin. kimse senin yerine yaşamayacak çünkü hayatını..

17 Aralık 2016 Cumartesi

Sanmak İle Olmak Arasındaki Uçurum


Hiç biriyle konuşurken aynaya konuştuğunu sandığın oldu mu...??

Hani bak bir de bu var derken daha evet evet ben de biliyorum dendiği.....bu art arda defalarca olduğunda ne hissedersin...??

Tanrının senle oyun oynadığını mı....?? neleri kimler için feda edebilirsin....??

Satabilir misin duygularını bir damla sevgi için.....??  ne kadar eminsin hayırlarından halbuki bir düşünsen o kadar çok evetin var ki yüzünde patladıkça şok edecek...!! ama bunları kabul edebilecek kadar kadın ya da adam olabilmeye gücün var mı ...??
Tanışmaya korktuğun oldumu hiç çok değer verdiğin biriyle..??

Ya hafif kalırsak ben de o da diye.... ya aslında maskelerimizle gelirsek ve maskeler acıtırsa yüreklerimizi diye....

Hiç sordun mu kendine benimki ne yürek mi acaba diye sorabilir misin bunu olanca cesaretinle....??


Şaşkınlığını yitireli kaç mevsim oldu...?? ruhun en son nerde yanındaydı....?? gözlerinin kaç kelimesi var gerçekten doğru söyleyebildiği yoksa onlara da lens takıp mı gizledin bugüne dek yaşadığın kaçışlar gibi.....

Neden susuyorsun..?? konuşamayacak kadar boş değilsin belki ama itiraf etmekten korkuyorsun.....

Bak: hata ve hayat...çok benzer bu iki kelime.....oynasana kendine dair bu kelimelerle bulabilecek misin yedi farkı resimde.....aynada görünenle aslolan sen arasında kolay bulursun bakmayı ve görmeyi bilirsen..... ama..... hata.... hayat.....

Ben "oldum" sanmak...
Sanmak..!
Sanma....
San.....
Sanrı...
Hayatın aslında bu mu.....???