In life, unlike chess, the game continues after checkmate.

(Hayatta, satrancın aksine, oyun şah-mattan sonra da devam eder.)

5 Haziran 2017 Pazartesi

Arabesk Günler


Emel Acar'ın İbrahim Tatlıses'in kliplerinde oynadığı zamanlardı. ülke adına biraz gri, arabesk adına bol janjanlı zamanlar. ibrahim tatlıses'in bir vecizeyi koca hayır tokatını suratına yedikten hemen sonra yarattığı zamanlardı;

"Sevmenin günah olduğunu bilseydim yemin ederim seni sevmezdim." sonra ibrahim tatlıses kimi sevdi kimi sevmedi çok bilmiyorum, olayı tepe noktasında bırakmak isteyip o günden sonra takip etmedim kendisini. ben sadece bu vecizeyi komik bulmayan insanların arasında büyüdüğümü hatırlıyorum. afilli söz. belki günah olduğunu bile bile daha çok sevse de olurmuş, ama yine de afilli söz. bu sözü kendince bir veda hutbesi olarak benimsemiş insanlar yetişti işte.


Aynı tatlıses livaneli gibi leylim ley de diyordu, hesabım var da diyordu, ama sanki en çok da bir kulunu çok sevdim deyip bir yandan günaha girmemek adına çabalıyordu. bir neslin sevgi anlayışı yolun ortasında g...t olmaktan kaçmak adına türlü çekingen denemelere meze olup gitmiş olabilir. suçlu değil ibo illa ki, azer'ler vardı, güllüler, abacılar, ersoylar, şensesler, ferdiler, gencebaylar, gürsesler ve niceleri. herkes bir şeyler dedi, herkesin dediği bu şeylerin tam ortasında bir nesil yetişti, fazlasıyla da büyüdü. şimdi dönüp bakıyorum, haddimdir deyip merkeze kendimi koyarak hesabımızı yapıyorum ve sanki bizim hala biraz hesabımız var günahlardan bağımlı veya bağımsız.


Bugün demet akalın'a ıyk çekmek bundan, ya da gülşen ne yapıyor ne ediyor diye merak etmemek. biraz genlerden, biraz arka fonumuzdan, biraz da genelde pek değişmeyen gündemimizden olsa gerek, kulağımızda hala yankılanan o şarkılar zamanında hayatlarımızı çoktan şekillendirdi gibi sanki.

Mehmet Ali Erbil'in sabah şekerlerini arayarak özlem yıldız'ı ağlattığı zamanlardı. istek şarkı olarak kızımız olacaktı'yı istedi ve galiba o an özlem yıldız'ın doğmamış kızı gözlerinden yaş oldu aktı. ondan sonra çok kişi çok kişiyi aradı. çok kişi istek şarkı istedi. çok kişi ağladı. çok kişinin de kızı olmuştur. ama betimleme itibariyle yakın tarihte kimse bunu bu kadar güzel anlatamadı ve çoğu gözyaşı o kadar saf, temiz değildi. kızları olmadı tabi. sonra ikisinin de oğlu oldu izlediğim gündemden öğrendiğim kadarıyla ve ikisi de hayatlarına kaldığı yerden devam etti yine gündemin gösterdiği kadarıyla. içerisi dışarıyla ne kadar uyuşuyor bilmiyorum ama, bir tek şarkıya anlam katan ünlü kişi sayısını şarkının güzelliğine oranlayınca şarkı tam olarak Zerrin Özer'in paşa gönlüm kıvamına geldi ve silinmez puntolarla tarihe kazındı. çelik yazdı, izel söyledi, m.ali erbil istedi, özlem yıldız istemedi. şu ne nerede ne yaptıkları çok kişinin de umrunda değil tahminimce, ama onların bir yol çizip o yolu işaret etmeleri umurlarındadır diye tahmin ediyorum.

Ahmet Kaya'nın sayılı kez televizyon ekranlarında görünebildiği zamanlardı. kral tv'de Ahmet Kaya izleyebildiğimiz zamanlardı. turuncu torosun teybine bir ahmet kaya kasedinin fazla geldiği zamanlardı. sonra...? çatal fırlattılar işte. çalatı çok hızlı fırlatmışlar galiba, bi' de çok güçlülermiş galiba, ülke dışına kadar fırlatmışlar çatalı. bugün hepsi tv ekranlarında; hiçbirinin yatacak yeri yok. bugün ahmet kaya toprak altında; onu ömrü boyunca gönlünde yatıracak olan çok.

Değişenler karşısında direniyorıuz, değişmek istemiyoruz, yeri geliyor nereden nereye diyoruz. e haliyle de yaşlanıyoruz

Neyse, "su başında durmuştuk. gözlerimizi yummuştuk. onu ondan değil de, onları hep elden sormuştuk.."

4. CTRL+F yardımıyla

1 yorum:

  1. Merhaba, yazınızı ilgiyle okudum ve okudukça da hayalimde canlandırdım o günleri; özellikle de arabesk protestomu. :)
    Nedense arabesklerden bir türlü kurtulamıyoruz, birinden diğerine savruluyoruz durmadan. :)

    YanıtlaSil